Çilek ve Faydaları…

ÇİLEK: Pembe renkli ve kokulu bir bitki olan çilek oldukça yararlı ve besleyici bir meyvedir. Çilekte bol miktarda demir ve fosfor bulunmaktadır. Ayrıca C, B ve K vitamini açısından da zengindir.

Çileğin Faydaları: Çilek vücuda kuvvet verir. Kolesterolü düşürür ve damar tıkanıklığını önler. Aynı zamanda çok iyi bir antioksidan olan çilek bağışıklık sistemini güçlendirir. Kansere karşı kuruyucudur. Sindirim sisteminin düzenli çalışmasına çok faydalıdır. Bağırsak kurtlarını döker, idrar söktürür ve vücuttaki zararlı maddeleri vücuttan uzaklaştırır. Kanı temizler. Diş etlerini güçlendirir ve ağız kokusunu giderir. Sakinleştirici etkisi ile tansiyonu düşürür ve stresi azaltır. Ateşi düşürür. Romatizma ve karaciğer rahatsızlıklarına iyi gelir. Cildi nemlendirir, tazelik ve güzellik verir.

Çilek Nasıl Kullanılır? Çileğin yaprakları, iyi kurutulmak şartıyla, çay yapımında kullanılabilir. Çilek aç karına yenirse daha iyi sindirileceği için daha yararlı olur. Çilek ezilerek püre haline getirildikten sonra süt ile karıştırılıp cildi temizlemek ve canlandırmak için kullanılabilir. Çilek komposto ve reçel yapılarak da tüketilebilir. Çilek yiyenlerde bazen kurdeşen görülebilir fakat kalıcı değildir ve kısa sürede geçer.

 

Saç Bakımı İçin Doğal Yöntemler

 sac-bakimi-001.jpg

Hepiniz uzun ve sağlıklı bir saça sahip olmak için onu sürekli kestirmeniz gerektiğini duyarsınız. Aslında sürekli saçınızı kestirmek sadece onun daha kısa olmasını sağlar. Sağlıklı olması ile hiçbir ilgisi yoktur. Saç uzunluğu kafanızın şekli ve genişliği ile orantılıdır ve yeni teknolojilerle bile bunu değiştirmenize olanak yoktur. Sağlıklı ya da sağlıksız saç yoktur. Saçımız aslında ölüdür. Ölü olmasaydı kesildiğinde canımız yanmazmıydı? Eğer saçlarınızın ucu kırılmamışsa ya da boyama yüzünden hasar görmemişse onu sürekli kestirip sağlıklı ve uzun yapmaya çalışmak yanlış bir şey. Sadece stil değişikliği düşünenler için sık saç kestirilmesi önerilebilir.

sac-bakimi-002.jpg

Sıcak yağ tedavisi

Kurumuş ve yıpranmış saçları en iyi canlandırma yöntemi zeytinyağı tedavisidir. Saçlarınıza parlaklık vermek ve beslemek için 2 çorba kaşığı zeytinyağını ısıtın. Bunu yavaş yavaş tüm saç derinize yedirin. Sıcak suda ıslattığınız bir havluyu sıktıktan sonra bir türban gibi başınıza sarın. Havlu soğurken bu işlemi iki veya üç defa tekrarlayarak, başın yağı iyice emmesini sağlayın. Sonra saçlarınızı yıkayarak, iyice durulayın. Bu bakım türü, özellikle çabuk kırılan saçlar için çok yararlıdır.

sac-bakimi-003.jpg

Hintyağı tedavisi

Yarım çay fincanı hintyağını ısıttıktan sonra baş derinizi ovarak saçınızın yağı emmesini sağlayın. Yavaş yavaş tarayacağınız saçlarınızı kaynar suya batırırıp sıktığınız havluyla sarın. Bu işlemi yaptıktan sonra yarım saat kadar bekleyip şampuanla yıkayın. Bu tedavi, fazla ince, çabuk kırılan, kuru saçlara iyi gelir.

Zeytinyağı ve bal tedavisi

Yarım çay fincanı yeşil zeytinyağıyla bir çay fincanı süzme balı karıştırın. Bu sıvıyı iyice sallayıp çalkalayın ve bir kaç gün dinlenmeye bırakın. Daha sonra bu karışımı baş derisinize ovarak ve tarayarak yedirin. Ancak bu işlemi yaparken tarağın dişlerinin baş derinize batmamasına özen gösterin. Başınıza bir naylon torba geçirerek, başın sıcaklığını muhafaza etmeyi sağlayın. Karışımı başınızda yarım saat beklettikten sonra, saçlarınızı bol suyla durulayın. Bu işlem, koyu renk saçların ışıltılı bir hal alıp parlamasını sağlar.

Kakao yağı tedavisi

Koyu renk saçlı kişilerin uygulayabileceği bir başka bakım yöntemi ise aşağıda anlatılan bu karışımdır. İçinde su kaynayan genişçe bir tencerenin içine daha küçük bir kabı oturtun. Yarım çay fincanı ayçiçeği yağını, 1 çorba kaşığı kakao yağını, 1 çorba kaşığı susuz lanolini bu ikinci kabın içinde eritin. Bütün bu yağlar eriyince, kabı kaynar suyun içinden alın ve karışımı iyice çırpın. Bu karışımdan 1 çorba kaşığı kadarını alarak buna 1 çorba kaşığı su katın, iyice karıştırın. Bu sıvıyı ovarak başınıza sürün ve bu durumda 15 dakika ile yarım saat arasında bekleyin. Ardından saçınızı yıkayıp durulayın. Bu tedavi koyu renk saçlara yeni bir canlılık ve parlaklık verir.

Kaynak: http://www.trplatform.org/sac-bakimi/229130-sac-bakimi-icin-dogal-yontemler.html

Sağlıklı, Parlak, Yumuşacık Dudaklar İçin …

parlak-dudaklar.jpg

Kış mevsiminin en çok zarar verdiği yerlerden birisi değil midir dudaklarımız? Eminim şu satırı okuyunca dudaklarınızı şöyle bir yokladınız ve hafif sertleşmiş buldunuz, belki bir iki tane de çatlak … Ama bu kurtulması mümkün olmayan bir dert değil elbette, bu tarifi hiçbir dergiden veya netten almadım, bizzat kendim denedim ve onayladım…

Dudaklarınızın durumuna bağlı olarak kaç defa tekrarlayacağınıza siz karar verebilirsiniz … Evinizde herhangi bir cilt kremi varsa (Nivea tercih edilir ama olsun) ondan bir parça parmağınıza alıp dudaklarınıza parmak ucunuzu dokundurup dokundurup noktalar halinde yayıyorsunuz, böylece dokunmayla uyarılan dudaklarınıza aynı zamanda bolca temiz kan pompalanıyor, bu parmak ucu dokundurma işlemini 2-3 dakika sık şekilde yaptıktan sonra, dudaklarınızı gerip üzerindeki kremi yine parmak ucunuzla yedirin, iyice çatlak ölü deri ne varsa yumuşasın, sonra baktınız ki iyice emdi dudaklarınız, ikinci defa krem alıp parmak ucunuza yine nokta vuruşlarıyla sürüyorsunuz, böylece birinci seferde çatlak aralarına inen krem ile doyan dudak dokusunun üst kısmına bakım yapmaya başlıyoruz … Bu seferde 1-2 dakika bu nokta vuruşlarını yaptıktan sonra biraz önce yaptığımızın tersine dudaklarımızı büzüyoruz ve bastıra bastıra kremi yediriyoruz, böylece çok gerilmiş ölmek üzere olan ama henüz ölmemiş deri de rahatlıyor … Dudaklar böylece sıkı bir şekilde kremi yemiş nemlenmiş oluyor, şimdi bu işlemden önceki halinizi ve sonrasını dürüstçe bir analiz ediniz, hiç mi fark yok? Bence olmalı, çünkü benimkiler çok kötü halde olmamasına rağmen epey bir fark olduğunu düşünüyorum, kremlenmiş dudaklarımıza hangi renk tercih ediyorsak o ruju yumuşak bir şekilde, bastırmadan sürüyoruz, üzerine tercihinize bağlı olarak extra parlatıcı da sürdükten sonra aynaya baktığınızda gördüğünüz o dudaklar size ait sevgili hanımlar ;)

 

Banyo Keyfine Keyif Katmak…

Carrefour’da görür görmez merak edip aldığım bu ürün hoşuma gitti, müzik çok hoş ve yanında bir de küvete atmak için gül kokulu inciler vermişler, daha pek çok çeşit vardı , terapiler, rahatlamalar, ben elimi banyoya attım tabiki :)Size de tavsiye ederim…

 banyo-keyfi.jpg

Hızlı kilo vermenin sakıncaları …

hizli-kilo-vermenin-sakincalari-001.jpg

Kilo kaybında, kısa sürede büyük hedeflere yönelmek insan sağlığı açısından oldukça risklidir. Hızlı kilo kaybının nelere yol açabileceğini çok iyi değerlendirmek gerekir.
Günümüzde 800 kalorinin altında hazırlanan düşük kalorili diyetlerin hedefi, hayati öneme sahip yağsız vücut kitlelerini koruyarak mümkün olduğunca en fazla kilonun verilmesini sağlamaktadır. Ancak bunların sorumsuzca kullanılması da bir çok komplikasyonlara ve ölümlere neden olabilir. Özellikle bunların aşırı şişman olmayanlar veya yeterli tıbbi gözetim altında bulunmayanlar tarafından kullanılması, ileri derecede tehlikeli olabilmektedir.
Aşırı kilolu olanların büyük bölümü bu gibi tehlikelere karşı yağ depolarının daha fazla olması, vücutlarında azotu daha iyi tutmaları ve yağsız vücut kitlesinin hafif şişmanlardakinden anlamlı şekilde daha yüksek olması gibi nedenlerle, en azından kısmen korunmuş olurlar.

hizli-kilo-vermenin-sakincalari-002.jpg

Yarı aç kalarak zayıflama yöntemleri ile verilen kiloların 2/3ü vücut kas kitlesi, geri kalan kısmı ise vücut suyundan olup, kısa sürede yağ olarak ağırlık kazanma ile sonuçlanır. Bunun sebebi, vücudun kendisinden beslenmeye başlamasıdır. Karbonhidrat depoları yetersiz kaldığından, kas proteini yakıt kaynağı olarak yakılır ve diyet ne kadar ağır olursa, o kadar kas kitlesi kaybedilir. Ayrıca şu sakıncaları da beraberinde getirir; kan şekerinde ani düşmeler, minerallerin atılışında artma, kansızlık, takatsizlik, düşük tansiyon, ödem, karaciğer fonksiyon bozuklukları, kalp yetmezliği ve ani ölümler görülebilir.
Düşük kalorili diyetler vücudu açlıktan ölme paniğine sürükler. Bu durumda “kıtlık”moduna geçen metabolizma yağları yakma yerine yağ birikimini korumaya yönelir. Nasıl deprem olduğunda insanlar göçük altından 10 gün sonra canlı olarak kurtarılabiliniyorsa; metabolizmanın suyu ve tüm enerji rezervlerini ölmemek için çok ekonomik kullanabilme özelliğinin var oluşundandır. Halbuki insanoğlunun susuz yaşayabilme süresi 3 ya da 5 gündür. Düşük kalorili diyetler metabolik ritmi % 15-30 oranında düşürerek kilo kaybını daha da zorlaştırır.
Diyete ara verdiğimizde yağ depolama konusunda uyarılmış olan sistem, derhal en yüksek seviyede çalışarak eksilen tüm yağları yerine koyup vücudu eski kilosuna getirir. Düşük kalorili diyetlerin en büyük olumsuz etkenlerinin başında, önerilen yiyeceklerin vitamin ve mineral bakımından yetersiz olması gelir. Vitamin ve mineral eksikliği de kilo vermeyi zorlaştırır. Depodaki yağlarımızın yanması yiyecekler yoluyla içeri soktuğumuz vitamin, mineral ve su yoluyla gerçekleşir.
Hızlı verilen kilolar, aynı hızla fazlasıyla geri döner. Kilolu iken mevcut olan vücut yağ yüzdesinde, kilolar geri döndükten sonra anlamlı artışlar olduğu gözlenmiştir. Yağsız vücut kitlesindeki kayıplar nedeniyle bu olumsuz bulgular ortaya çıkmıştır.
Yaşla birlikte aktif hücrelerimiz, kaslarımız azalırken bir de düşük kalorili diyetler ile yakılan kaslar dahil olursa o zaman sağlığımızı da bozmuş oluruz.
Burada amacınız yağsız vücut kitlesini de arttırarak bazal metabolizmayı yükseltip, bu yolla enerji harcamasını arttırmak olmalıdır. Bunu sağlayabilmek için yeterli ve dengeli beslenip vücudun gereksinmesi olan tüm besin öğelerini tüketip, fiziksel hareketliliğimizi arttırıp düzenli bir egzersiz programını da yaşantınıza adapte etmeniz şarttır.
Tek düşünceniz, yavaş ve kalıcı kilo kaybı olmalıdır.
Yarı aç kalarak zayıflama yöntemleri ile verilen kiloların 2/3ü vücut kas kitlesi, geri kalan kısmı ise vücut suyundan olup, kısa sürede yağ olarak ağırlık kazanma ile sonuçlanır.

Kaynak:http://www.mutfakrehberi.com.tr/contentdetay.asp?id=389&sayfa=ajanda&content=gosterim

Organic SPA

31 Aug 2007 | Sağlık | Yorum Yap »
Eşim Hollanda’dan bu seti almış, gerçekten sağlıklı ve işe yarar bir ürün olduğu için sizlerle paylaşmak istedim…









PANASONIC EV2510K REACH EASY MASAJ ALETİ

Hepimizin de bildiği gibi günlük çalışma hayatımızda,evdeki işler sırasında,her ne yapıyorsak yapalım vücudumuzu yoruyoruz ve kaslarımızı geriyoruz.. Bu yüzden strese maruz kalıyoruz ve sonra neden diye soruyoruz… Herşeyin başı sağlık diye boşuna söylememişler,masaj da kimsenin hayır diyemeyeceği bir konu olduğuna göre demekki vücutlarımızın buna ihtiyacı var.. Özellikle eşim ve ben biraz o yönden masaja düşkünüz,çünkü huzurun önce beden rahatlığından geldiğine inanıyoruz ve ikimiz de gün içinde çok yoruluyoruz… Bunu en aza indirmek ve masaj olayına adapte olmak için bir ürün satın aldık ve inanılmaz memnunuz,o yüzden sizlerle paylaşmak istedim açıkçası…





Üç farklı titreşim masajıyla kasları gevşetici etki sağlar.

1. Masaj Tekerlekleri: (Sırt, alt sırt, omuzlar) Daha geniş alanda konforlu masaj.
2. Nokta Masaj Ünitesi: Omuz bölgesindeki sertleşmeler içindir.
3. Geniş Yüzey: (Kol ve bacak) Hafif ovma masajı sağlar.
İki kademeli hız ayarı.
Ergonomik dizaynı sayesinde ulaşılması zor bölgelere erişme.
Bu güzel aleti temin etmenizi öneriyoruz biz Usta ailesi olarak
İster dışarıda bir mağzadan ister; http://www.hepsiburada.com//productdetails.aspx?categoryid=334864&productid=sgpanev2510k#tablnk
Hepsiburada.com’ dan alabilirsiniz,şimdiden iyi masajlar
*Resim ve bilgiler hepsiburada.com’ dan alıntıdır..

Bioenerji

Bioenerji Nedir?
Evrende herşey enerjidir. Evrendeki herşeyin özü kuant dediğimiz enerji zerrecikleridir. Gördüğümüz, algıladığımız canlı cansız herşey kuant dediğimiz enerji zerreciklerinin belli sayılarda yoğunlaşmasıdır.
Evren bir enerji okyanusudur. Nesneler arası boşluklar dediğimizde enerjidir. Sürekli titreşim halinde olan kuantlar özel programa organize olup şeyleri oluşturur. Vücuda gelen oluşumları biz isimlendiririz. Beş duyu ile algılayabildiklerimiz kadar, duygu ve düşüncelerde enerjidir. Onların titreşim sayılarının yoğunluğu, niteliğini ve kalitesini belirler.
Bizlerde belli titreşimlerin “kan-kemik-kas-sinir-doku vs.” birleşimi ile organize olmuş enerji varlıkları olduğumuz kadar bizi canlı kılan özel bir enerji sistemi ile donanmış durumdayız. Evrensel enerji ile sürekli bağlıntıda olan ve ondan beslenen vücudumuzdaki enerji sistemimiz özgün bir yapı oluşturur.
Vücudu kan damarları gibi saran “nadi” dediğimiz enerji kanalları ile bu enerji dolaşır. Belli şekillerde enerji meridyenleri oluşturur. Bu meridyenlerin başlangıç ve bitiş noktaları, özel enerji tetikleme noktaları olduğu kadar, enerji beslemesi yapacağı organ ve sistemleri işaret eder.
Evrendeki herşeyde olduğu gibi bizimde bir manyetik alanımız vardır. Biz ona AURA diyoruz. Auramız bireysel enerjimizin evrene açılan yanıdır. Değişik katmanlardan oluşmuştur. Kadim bilgilerden, bu günkü bilimin ışığında yeniden değerlendirmelerimizle bunun 8-9 katman kadar olduğu bilgilerine ulaştık. herbiri özgün renk ve yoğunluğa, akışa sahip olan aura katmanlarının, bizim enerji kalitemize ve onu kullanabilme yeteneğimize göre(bilinçli veya bilinçsiz) bütün evreni kaplayacak bir enerjidir.
Kaynak: http://www.bioenerji.info/bioenerji_nedir.php

Evin Bir Köşesinde “Zen” Bahçesi

Budist tapınaklarının kum, çakıl, kaya ve bazen çimen gibi doğal unsurlar kullanılarak düzenlenen Japon kayalık bahçelerine, zen deniyor. Dinginlik ve huzur verdiğine inanılıyor. Dar alanları daha ferah gösteriyor. Evinizin geniş terasını veya odanızın küçük bir bölümünü zen bahçesine çevirebiliyorsunuz. Üstelik su gerektirmiyor, bakımı da kolay.
Kore ve özellikle Çin bahçe sanatıyla önemli benzerlikler gösteren Japon bahçeleri, zaman içinde kültür, sanat ve halkın yaşayışıyla özdeşleşti. Zen bahçeleri, Japon bahçe tarihindeki en büyük gelişmelerden biri oldu. Geleneksel zen bahçesinin, hat sanatı ve peyzaj resimciliği gibi zen uygulamalarının Japon sanatına etkisinin arttığı dönemde ortaya çıktığı biliniyor.
Zen bahçesi terimiyle ilk karşılaşmamız, 1935 yılında Loraine Kuck’un “100 Kyoto bahçesi” kitabına dayanıyor. Bahçeler, ilk olarak Japon kültüründe, zamanla kendine özgü ilkeleri ve insana huzur veren tasarımlarıyla dünyada yaygınlaşıyor.
Zen bahçelerinin amacı ve çıkışıyla ilgili uzun yıllardır farklı fikirler ortaya atılıyor. Örneğin; bazı Japon bahçıvan ve Budizm uzmanları, kavramın bir mit olduğunu, 20. yüzyılda batılılar tarafından bulunduğunu, Japon bahçeciliğiyle ilgisi olmadığını iddia ediyor.
Japon bilgelerinin, “zen bahçesi” kavramını yabancılar tarafından kullanıldığı için onaylamış olabilecekleri de düşünülüyor. Yorumlarda zen rahiplerinin bu bahçelerde meditasyon yapmadığı da söyleniyor.

Ekonomik uygulaması kolay.
Amaçları ve ortaya çıkışları ne olursa olsun görünüş olarak fakir ama içerik bakımından zengin olan zen bahçelerini tercih etmeniz için pek çok sebep var.
Öncelikle bu bahçeler dar alanların daha geniş ve ferah görünmesini sağlıyor. Esas elemanlarını oluşturan kayalar ve taşlar, hem ekonomik hem de bakımları kolay.
Örneğin; bahçenize dere şeklinde akan bir su yolu koymak istiyorsunuz. Normalde bu işlem için su kanalı açıp altyapı çalışmaları yapmanız lazım. Zen bahçesinde ise suyun yerini çakıllarla doldurarak simgesel bir kanal oluşturabilirsiniz.
Bir yeri çim alan olarak düzenlemek isterseniz, iyi çalışan bir drenaj sistemine ve kaliteli geçirgen toprağa ihtiyacınız var. Yazın her gün sulama işlemi yapmanız da şart. Oysa zen bahçeleri sizi bu ek masraflardan ve sıkıntılardan kurtarıyor.
Peyzaj Yüksek Mimarı Gökçen Yücel, özellikle günümüzde metropollerdeki insanların doğayla iç içe yaşamaya ihtiyaç duyduklarını belirterek “Zen bahçeleri çarpıcı sadeliği ve sahip olduğu simgesel anlatımıyla ruhlarınızı dinlendirme fırsatı sunuyor.
Beyaz kumun içindeki suyun sesini algılamak zen ruhuna hitap eden mistik bir anlam taşıyor. Kaya, çakıl veya tırmıklanmış kumla güçlü bir su ifadesi yaratılıyor. Tarihsel süreç içindeki devamlılıklarını düşündüğümüzde, bahçelerimiz daha etkili bir anlam kazanıyor” diyor.
Materyalleri doğru seçin ..
Zen bahçesinde alan kısıtlaması yok. Geniş bir bahçe ya da balkondaki küçük bir yer farketmiyor. Peyzaj Yüksek Mimarı Serap Aslan, istediğiniz alanda doğru materyalleri seçmenin uygulamaya başlamak için yeterli olduğunu söylüyor: “Daha küçük boyutta kayalar, daha az ağaç ve çalılar kullanılıp çakılın yerini kuma bırakırsanız çok küçük alanlarda bile uygulama yapabilirsiniz”.
Mesela; yapay yeşillendirmeyle topraksız ve güneş almayan alanları değerlendirebilirsiniz. Pencerenizden baktığınızda karşılaştığınız boş avlunuz veya üstü kapalı terasınız, yapay bitkiler, çakıl ve kayaların da katılımıyla bir zen bahçesine dönüşebilir.
Kayalar ağırlıkları nedeniyle problem yaratacaksa gerçeğinden ayırt edilemeyen strafor malzemeden hazırlanan hafif kayaları kullanabilirsiniz. Terasınızın bir köşesinde renkli çakıl üzerine polyester dökülerek hazırlanan döşemelerden yararlanarak dere etkisi de yaratabilirsiniz.
Zen bahçesinin uygulaması, yapacağınız alanın büyüklüğüne göre en fazla dört gün sürüyor. İşe öncelikle proje oluşturarak başlanıyor. Malzemelerin seçimi ve plan üzerindeki yerleşimleri belirleniyor. Bahçenin güneş görme oranı, toprak yapısı gibi özellikleri göz önüne alınarak kullanılacak bitki türlerine karar veriliyor.
Kayaların şekli ve konumunda karar, size ait. Yalnız bitkileri, kum, çakıl ve kayaları yalın bir kompozisyon oluşturacak şekilde düzenlemeye dikkat etmek lazım.
Uygulamanın ana malzemeleri hepsi ayrı anlamlar taşıyan kum, çakıl, taş, kaya, kütük, bazen çim, parlak taşlar, tırmık ve Japon bitkileri. Kayalar Japon adalarını, bir ejdere doğru yüzmekte olan anne kaplanla yavrularını ve zihne karşılık gelen kanji karakterinin bir parçasını oluşturuyor. Çakıllar da okyanusu simgeliyor.
Bahçeye isteğe bağlı olarak ahşap yer döşemeleri, köprüler veya Japon taş bahçe fenerleri de ilave edilebiliyor.
Tasarımda kullanılan bitki türlerinin çoğu uzun süre bozulmadan kullanılabiliyor ve fazla bakım gerektirmiyor. Çim tercih etmezseniz bahçenin bakımı için zaman harcamanıza bile gerek kalmıyor. Yaz, kış her mevsim canlı ve yaşayan bir bahçe hissi uyandırılıyor. Zen bahçesi kurallarıGökçen Yücel Peyzaj Yüksek Mimarı Düzenlemede beş temel kaya şekli kullanılıyor. Kayalar ikili, üçlü, 5’li gruplar halinde ağaç, çakıl ve kum kompozisyonları içerisine yerleştiriliyor. Kayaların gruplamalarında çeşit kenar üçgen örnek alınıyor. Ana kaya, üçgenin merkezi doruk noktasına yerleştiriliyor.
Diğer iki kaya üçgenin tabanını oluşturuyor.
Doğadaki taşlardan farklı olarak, bahçede kullanılan taşların bir bölümü toprağa gömülüyor. Kumun derinliğinin en az beş santim olmasına özen göstermek lazım. Malzeme yerleşiminde yeşil elemanların daha çok kenar veya köşe noktalarda konumlanmasına dikkat etmek gerekiyor. Eğer yeşil alan merkezde kullanılacaksa ortaya bir kaya koyabilirsiniz. Kalan alana çakıl serip kayaları da üzerinde konumlandırmanız mümkün.
Kuma tırmıkla verilen şekiller, kayalar çevresinde halkalar şeklinde yayılırken diğer alanlarda düz şeritler oluşturuyor. Tırmıkla oluşturulan bu farklı desenlerin de değişik anlamları bulunuyor. Kayaları çevreleyen halkalar dalgalar olarak yorumlandığı gibi evreni temsil ettiği de söyleniyor. Yeni tırmıklama modelleri kullanmaktan, bahçeye yeni elemanlar eklemekten veya uzaklaştırmaktan kaçınmamak gerekiyor. Bahçe içerisinde çok fazla peyzaj elemanı kullanarak karmaşık bir görünüm oluşturulmasından da uzak durmak lazım.
Zen bahçesinin bitkileriSerap Aslan Peyzaj Yüksek Mimarı Ağaç olarak Japon akçaağacı tercih edilebilir, bu ağaç bahçenize renk ve eğlence katar. Çalı gruplarındaysa pittosporum ve şimşir gibi Japon bahçelerinde sıklıkla kullanılan türler ideal. Çünkü bu çalılar yaprak dökmedikleri için yaz kış bahçenizin yeşil olmasını sağlar.
Minyatörleri satılıyor Mağazalarda ve internette satılan minyatür zen bahçeleri Japonların büyülü ve dingin ortamını evlerinize dekorasyon objesi olarak taşıyor. Sizi şehrin gürültülü ortamından ve iş stresinizden uzaklaştırarak iç dünyanızda bir yolculuğa çıkarmayı vaadediyor.
Günün stresinden uzaklaşmak için tek yapmanız gereken küçük tırmığı elinize alıp kuma şekil vermek. Minyatür avlu içinde, ahşap su kuyusunun muhafazası canlıların yaradılışını, çakıl taşlarıysa yansımaları ve gerçeğin aranışını temsil ediyor. Minyatür bahçelerin fiyatı 70-80 YTL arasında.


Kaynak: Hürriyet / Hakan Gence

Papatya’nın Yararları

Mayıs papatyası (Matricaria chamomilla L.),

Ülkemizde adi papatya, babunç, tıbbi papatya yada sadece papatya adlarıyla bilinir.
Papatya; genelde balçıklı topraklarda, orman çayırlıklarında, eğimli topraklarda, tahıl, mısır, patates ve şalgam tarlalarında yetişir. Gitgide yaygınlaşan yapay gübre ve kimyasal ilaçların kullanımı yüzünden, çok değerli papatyamızın yaşama alanları her geçen gün biraz daha daralmaktadır. Fakat, kar yağışlı kışlardan ve yağmurlu ilkbaharlardan sonra alışılmıştan daha fazla yetişir. Yabani papatya ile arasındaki fark, sarı çiçek tabanının içinin oyuk ve kokusunun daha etkili ve hoş oluşudur. Çiçekler sapsız olarak, mayıstan ağustosa kadar, öğlen güneşinde toplanmalıdır.
Çocuklara özellikle, kramplarda ve karın ağrılarında papatya çayı içirilebilir. Papatya çiçeği, gaz birikiminde, ishalde, deri döküntülerinde, mide rahatsızlıklarında ve balgamlanmalarda yardım eder. Ayrıca, adet görme aksaklıklarında, adet görememe hallerinde ve daha başka nitelikteki, dölyatağı (rahim) şikayetlerinde, uykusuzluk, testis iltihabı, yüksek ateş, yara ve diş ağrılarında yardımcı olabilir. Papatya, terletici, sakinleştirici ve kramp çözücü etkilere sahip olmasının yanı sıra, her tür iltihaplanmalarda ve özellikle mukoza iltihaplarında dezenfeksiyon ve iltihap kurutucu olarak kullanılabilir. Göz ve gözkapağı iltihaplarında, kaşıntılı ve akıntılı deri döküntülerinde dıştan kompres ve yıkama olarak, diş ağrısında gargara olarak ve ayrıca yaraların yıkanmasında kullanılır. Bir olay yüzünden kızgınlığa kapıldığınızda veya sinirlendiğinizde, hemen bir bardak papatya çayı içiniz; kalbiniz zarar görmeden, hemen sakinleşeceksiniz. Ağrılı bölgelere, kurutulmuş papatya ile doldurulmuş sıcak yastıklar koymak (Bitki Yastığı) da özellikle önerilir. Yatıştırıcı etki içeren papatya banyoları ve yıkanmaları da tüm sinir sistemini en iyi biçimde etkiler. Ağır hastalıklardan, bitkinlik hallerinden sonra kendinizi çok iyi hissetmeye başlayacak ve rahatlayacaksınız. Yüz ve cilt güzelliği bakımında da papatyayı unutmamalısınız. Kaynatılmış bitki suyu ile haftada bir kere yüzünüzü yıkayacak olursanız, cildinizin nasıl tazelendiğini ve sağlıklı bir renk kazandığını göreceksiniz. Saç bakımında da, özellikle saçları açık renk olanlar, kaynatılmış papatya suyu kullanmalıdırlar. Böyle yıkanacak olurlarsa, saçlarınız güzelleşecek ve göz okşayıcı parlaklık kazanacaktır. Papatya merhemi, basura karşı kullanılabilir. Papatya buğusu kullanarak, nezle ve sinüzit kısa sürede iyileştirilebilir. Antik çağda bile, sinir ağrıları ve romatizma, papatya yağı ile masaj yapılarak tedavi ediliyordu. Eski bitki kitaplarında yazdığına göre, papatya yağı, organların yorgunluğunu alır ve kaynatılmış bitki lapası hasta mesanenin üstüne uygulandığında, ağrıları hafifletebilir.
Alman Papatyası (Matricaria recutita);
Avrupa ve Batı Asya kökenli olup, papatya ailesinin bir üyesidir. Avrupa’ da yaygın bir şekilde tarımı yapılmaktadır. Tek yıllık, çiçekleri 5-10 mm çapında, dil şeklindeki çiçekler beyaz renkli, bir sıra ve 12-20 tanedir. Tüp şeklindeki çiçekler ise sarı renkli, çok adette ve kapitilumun ortasındadır. Çiçek tablası koni biçiminde, üzeri çıplak ve içi boştur (Diğer papatyalardan farkı). Kokusu özel ve kuvvetli, tadı acımsıdır. Çiçekleri %1-2 oranında uçucu yağlar (matricin-chamazulen, bisabolol, bisaboloksit, bisabolonoksit), rezin, flavonlar (apigenin, luteolin, quercetin) içermektedir. Bu aktif bileşikler papatyaya iltihap ve spazm giderici (anti-inflammatory ve anti-spasmodic), bakteri veya mantar öldürücü (Anti-bakteriyal ve anti-fungal), ağrı kesici (Analjezik), yatıştırıcı ve sakinleştirici (Sedatif), anti-allerjik, kas gevşetici (özellikle mide-bağırsak sisteminde), antiseptik ve dezenfektan özellikler vermektedir. Yüzyıllardır güvenle yan etkisiz bir şekilde kullanılmaktadır.
Faydaları ve Kullanım Alanları:
Mide Ekşimesi ve Mide ekşimesinden dolayı yemek borusunda veya midede duyulan yanma hissi (Heartburn)
Depresyon, stres ve sinirsel durumlara karşı sakinleştirici
Soğuk algınlığı ve saman nezlesi
Uykusuzluk problemleri
Sindirim güçlüğü ve hazımsızlık (Indigestion)
Kolik (Kalınbağırsak ve karın boşluğunda duyulan sancı)
Stresli kolon veya kalın bağırsak kasılması, bağırsak allerjisi (IBS: Irritable Bowel Syndrome)
Peptic Ülser
Ülseratif Kolit (Kalınbağırsak iltihabı)
Böbrek ve safra kesesi taşlarına karşı çözücü, idrar arttırıcı
UYARILAR: Kan inceltici (Anti-koagülant) ilaçlarla beraber kullanılması tavsiye edilmemektedir. Önerilen dozlarda bilinen herhangi bir yan etkisi yoktur.
Papatya’nın Ana Kullanım Biçimleri:
Çay hazırlamak: Yarım veya bir tatlı kaşığı dolusu çiçek, orta boy bir su bardağı dolusu kaynar suyla haşlanır (Kaynatılmaz), 8-10 dakika demlendikten sonra süzülür.
Banyo katkısı: Tam banyo için dört avuç dolusu, yüz veya saç yıkamak için bir avuç dolusu papatya çayı haşlanır, 10 dakika demlendikten sonra banyo suyuna eklenir.
Kompresler: Bir bardak kaynar süt, bir yemek kaşığı dolusu çiçeğin üstüne dökülür, demlenmesi için 8-10 dakika beklenir ve posası süzüldükten sonra sıcak sütle kompresler yapılır.
Bitki yastığı: Keten bezinden yapılmış bir yastık, kurutulmuş çiçeklerle doldurulur ve ağzı dikilir. Kuru bir tavda iyice ısıtılır ve hasta organın üstüne koyulur.
Papatya yağı: Güneşli havada toplanmış çiçekler, bir şişenin içine gevşekçe doldurulur ve üstüne sızma zeytinyağı, çiçekleri örtecek kadar eklenir. Şişe 14 gün boyunca, arada bir çalkalanarak ve kapağı açılarak, güneşte bekletilir. süre sonunda tülbentten süzülür ve koyu renkli şişelerde, serin bir yerde saklanır.
Papatya merhemi: 250g içyağı ( veya margarin ) tavada iyice kızdırılır ve iki avuç dolusu taze çiçek içine eklenir. Tavadakiler köpüklenmeye başlayınca karıştırılır, ağzı kapanarak serin bir yere bırakılır. Ertesi gün yeniden ısıtılır, tülbentten geçirilerek süzülür ve cam veya porselen merhem kaplarına aktarılır. Buzdolabında saklanmalıdır.
Papatya Buğusu: İçinde su kaynayan bir kabın üstüne yerleştirilen süzgecin içine, taze veya kurutulmuş bitkiler konduktan sonra, süzgecin üstü kapanır. Bir süre sonra , yumuşamış olan bu sıcak bitkiler çıkan buhar genize çekilir.
Kaynak: http://www.bitkisel-tedavi.com/papatya.htm

« Önceki



Kategoriler

Arşiv

E-mail:

info@sihemtachouliusta.com
  • Search Posts


Takvim

November 2008
M T W T F S S
« Oct    
 12
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930

Biz Kaç Kişiyiz?

Son Yorumlar

Meta

Son Yazılar


Siteden alıntı yapılırken kaynağının belirtilmesi rica olunur. Site sahibi Sihem TACHOULİ USTA - Tema;Copyright © 2006 - 2007 Sırrı ÖZDEN | Wordpress |