Şikayetçiyim…
Tarih 12 March 2010
Kategori Yazdıklarım - (Denemelerim)
Hava kapalı… Haftasonu geldi yine usul usul… Bugünlerde öylesine yorgunum ki, başımda bin tane iş aklımın içinde bir sürü konu… Hani olur ya bazen, nereye kaçıcanızı şaşırırsınız, çünkü gideceğiniz her yere de gelecek konularınız vardır, kaçmak nafile, kurtulmak imkansızdır ya, işte aynen öyle… Evde yanlızken gündüzleri öyle komik bir halim oluyor ki, kendi kendime gülüyorum… Bugün de hava kapalı, elimde bir fincan kahve, kaçırdığım dizilerin bölümlerini izledim internetten, bir zamanlar birilerine çok acımasız davranmışım hakkını veriyorum, şimdi aynı şeyleri ben yapıyorum… Sonra yine artık bir organım haline gelen bilgisayarımı aldım kucağıma geçtim pencerenin yanındaki koltuğuma, bakınıyorum o sayfa bu sayfa, bir yandan kös kös olmasın müzik çalsın arkadan sessiz sessiz derken, “Yonca Lodi / Büklüm Büklüm” tıklayıvermiş bulundum, belki rahat 1 yılı vardır dinlemediğim, öyle güzel geldi ki, kendimi yine yazarken buldum…
Ne söylesen ne beklesen
Yaradan’dan ya da kaderinden
Ele geçmez istediğin
Uğruna savaş vermediysen
Diyerek başladı güzel sesiyle söylemeye… Hep söylerim, müziğin tınısı önemlidir ama bana göre sözleriyle nerelere ulaşabildiği daha da önemlidir şarkıların… İşte ilk dörtlükte beni ele geçiren güzel bir şarkı… Haksız mı? İstediğimiz ne zaman tıpış tıpış gelmiş ayağımıza, hangi düşümüz hiç uğraş vermeden hiç emek sarfetmeden gerçekleşmiş ki? Sadece Allah’a dua etmekle, sadece kaderimize boyun eğmekle, günleri geceleri bir ömrü böyle tüketmekle ne bizim istediğimiz gibi olur ki? İnsan kendisiyle hesaplaşırken böyle, öyle acı geliyor ki bazı şeyler, öyle çok acıtıyor ki içini… Öyle günler olmuş ki, istediğim şey için bir ölmediğim kalmış, herşeyi yapmışım, ama nafile yine olmamış yine olmamış, bazen de gerçekten bırakmışım kendimi kadere, boşluğa, haliyle yine olmamış… Güldünüz değil mi? Ben de yazdığım an güldüm, çünkü ortada acı bir çelişki var… Hani uğraşırsak hani elimizden geleni yaparsak olurdu istediklerimiz… İşte böyle tarifle reçeteyle, kendimizi avutmak için oluşturduğumuz kalıplarla bitmiyor işler… Bazen tek başına savaş vermek yetmiyor… İstediğiniz her neryse, eğer içinde bir başkasının da payı olucaksa, işte o kişinin de yapması gerekenler var ve o kişi kılını bile kıpırdatmıyorsa, yaz günü kar yağdırmak bile daha çok mümkün görünüyor insanın gözüne… Bu acı ama hayattan bir parça olan çelişki bugün güldürdü beni, yazdırdı bunları.
Ardından;
Sanki seni boğar gibi
Sanki yeniden doğar gibi
Sanki zaman zaman ölür gibi
Acısını, çilesini çekmediysen
Bir diğer güzel dörtlük gelince, iş biraz daha derinleşti. Verdiğim savaşlar geldi aklıma, aldığım yaralar, edindiğim acı tatlı tecrübeler, elimde kalanlar, elimden gidenler… O kadar çok hesap varmış ki meğer yaşamda. Hakikaten ne günlerim olmuş, ne gecelerim. Bir ölmüşüm, bir doğmuşum, bir nefesim kesilmiş, bir can gelmiş ruhuma… Acı ve çile, mutluluk ve umut hep birbirlerini takip etmiş. Tüm bunlar olurken bir de bakmışım gençliğim geçivermiş hızla, seneler adeta uçup gitmiş… Bir zamanlar gelmemin imkansız olduğu yaşlara gelmişim. Hep merakını duyduğum günleri yaşayıp bitirmişim, okulum bitmiş, geride 4 yıl bıraktığım bir evliliğim olmuş, ailemde pek çok şey değişmiş, imkanlar gelmiş gitmiş, hastalıklar geçirmişim, ölümlerden dönmüşüm, azraille bile tokalaşmışım… Çok gülmüşüm, çok ağlamışım, çok sevinmişim, çok üzülmüşüm… Kendimi sorguladığım da olmuş, kendimle gurur duyduğum da… Başarılarım da olmuş, kanadı kırık girişimlerim de… Pek çok insan tanımışım, adeta yüzlük sıralar dizilmiş ardı ardına, bölükler ordular kadar insanlar gelip geçmiş hayatımdan… Dost eli uzatan da olmuş, sinsice kanıma girip kazık atan da… Sevmişim de ben, hem de kimsenin sevmediği kadar çok, ama bir o kadar kırılmışım da, nefreti de öğretmişler bana. Uykularımın kaçtığı geceler de olmuş, mışıl mışıl uyuduğum gecelerim de… Genç bir kızken neyi merak ettiysem, yarısından çoğunu yaşamışım bitirmişim… Kimine göre belki yaşım daha çok genç bunları söylemek için, biliyorum kimileri henüz okulllarını bile yeni bitirip hayata yeni kucak açarken, belki benim için hala çok erken… Ama bir de içime baksalar, içimde kopan fırtınalar, yorgunluklar, arayışlar, sorular ve cevaplar… Öyle çok yüklenmişim ki kendime, öyle çok şey yaşamışım ki aslında, dışarıdan kanım canım olsa anlayamaz…
Hani büklüm büklüm boynunda
Hani paramparça ruhunda
Hani soran gözlerle kapında
Bekleyen dargın anıların gibi
İşte tam da burada yetişiyor bir diğer dörtlük imdadıma, sanki benim imdadımı haykırır gibi… Büklüm büklüm olmuş bir boynun taşıdığı o kafada kopan fırtınalar, herşeyi yerli yerine koyup hem kendini hem de sevdiklerini mutlu etmek için çırpınmaktan parçalanmaya başlayan o ruhun içindeki okyanuslar, günleri gece geceleri gün eden hep bekleyen ama aynı zamanda gerçekleşenleri de izleyen o yorgun gözler ve herşeyden çok ta geride kalanlar ve onların bıraktıkları dargın anılar… Böylesine anlatamazdı hiç bir şey belki de beni bu içinde olduğum anda…
Sevilmeden de sevmeyi
Neyi özlediğini bilmeyi
Acı da olsa yine gerçeği
Görüp de söylemeyi bilmediysen…
Taaa tammm… Finali de aynı bütününde olduğu gibi güzel ve tok bir şekilde tamamlayan şarkının bu son dörtlüğü de içimi gerçekten acıttı doğrusu… Sevilmeden de sevmek dediği anda tüyleri diken diken oldu bedenimin, nasıl çarpıcanı şaşırdı garip kalbim… Bu mudur yani? Bu mudur? Hep böyle finaller mi anlatır insana gerçeği… Her ne olursa olsun gerçek sevgi bu mudur? Karşıdaki insan olmasa da olması gerektiği yerde, insan yine de ölürcesine sever mi gerçekten? Hayat akıp giderken bir başka senaryoyla, yine de neyi özlediğini bile bile gülümser mi insan? Gerçek ne kadar acı olursa olsun, insan yine de kabullenir mi? Kabullenip içinde bir yerlere atıp yine de devam eder mi kendi yoluna? Hayat bu mudur? Bir çeşit tiyatro… Baş rol de sizindir, yardımcı roller de… Her parçayı siz bütünlersiniz… Yeri gelir, öyle şeyleri geride bırakırsınız ki, siz bile sonradan dönüp baktığınızda kendinize inanamazsınız… Ben mi yaptım, ben mi böylesine güçlü olabildim diye şaşırıp kalırsınız… Ama aslında yine sadece siz bilirsiniz nasıl bir bedel ödediğinizi… O gücün hangi güçsüz hangi zayıf anların toplamı olduğunu… Yani inadına sürüp giden o acı çelişkiyi yine sadece siz bilirsiniz…
İşte yine döküldü satırlar, yine boş bir anımda yakaladı beni anılar… Ben şikayetçiyim bu şarkılardan, ben şikayetçiyim bu deli ruhumdan, ben çok ama çok şikayetçiyim aşkların en güzellerini yaşayan bu deli kalbimden, ben sonuna kadar şikayetçiyim ne yaparsak yapalım bazen gerçekleşmeyen rüyalardan…
Sihem Tachouli
Mart/2010

Yorumlar
Yorum yap






