Yoksun…

Tarih 10 March 2010 
Kategori Yazdıklarım - (Denemelerim)

Yoksun…

Yokluğunla yoksulluğun en acılı halleri durur karşımda… Alay edercesine geçip birer birer sorar her bir anı; “Ne zaman oldu ki zaten “GERÇEKTEN” yanında?” …

Yoksun…

Sensiz hangi başlangıcın tadı tuzu var ki, benim başlangıcım olan gün bir halta benzesin… Gülüyorum bak yine aslında acıyı gizlercesine sahte, elimde bir kadeh kırmızı ve sana kaldırıyorum kadehimi, hiç bir zaman gözlerinin içine bakıp kaldıramamanın kahrıyla biraz daha yukarı…

Yoksun…

Varlığını bile zar zor anımsadığım günler, saatler sanki elele vermiş sıkıyor boğazımı kalleşçe. Kan sıçrıyor beynime her gülüşünü hatırladığım an ve ben yavaş yavaş ama bir o kadar ağır bir karanlığa gömülürken gecenin bu vakitlerinde, kim bilir sen nerdesin, ve kim bilir kiminle?

Yoksun…

Issız, sessiz, renksiz bir kaç terkedilmiş kerpiç ev kıvamındayım şimdi, ta ki yarattığın o fırtınalı, o yerin göğün bir olduğu bahardan beri… Varlığınla aydınlanan o zar zor anımsadığım, adının mutluluk olduğu duyguyu gömeli öyle çok zaman geçmiş ki, bak yine kırık dökük bir başlangıç günü belki benim için ama inan bana öyle bir sondu ki sebeb olduğun, artık her başlangıç öylesine, her biri ritüel kıvamında, her sabah yollara dökülen İstanbul kadar monoton ve yorgun…

Yoksun…

O kadar alıştım ki bu yokluğa, cesaret edemiyorum artık, eğer varolsaydın her şeyin nasıl olabileceğini hayal bile etmeye… Çok fazla geliyor aklımdan bile geçirmesi, çok uzak, çok yabancı, çok ama herşeyden çok daha ağır, o kadar ki cesaret bile edemiyorum hayal bile etmeye…

Yoksun…

Yokluğunla yoksulluğun en yalnız hallerini yaşıyorum… Etrafımdaki nefes verip alanların sayısı yetmiyor bu yalnızlığı yok etmeye… Yetemiyor etrafımda atan kalp sayısı beni biraz daha az yalnız hissettirmeye… Öyle derindeyim ki artık ben, öylesine zifiri bir siyahın içindeyim ki, ne etrafımda beni sevenlerin ışığı yetiyor içimi aydınlatmaya ne de pastadaki mumların dansı önümü görmeye…

Yoksun…

Ve ben bu yoksullukla bir yeni yaşa daha girerken, dilediğim dileklerin sayısını bile unutmuşken bu sefer aynı dileği geçirmiyorum içimden… Çünkü artık ne dilekler, ne melekler tınlamıyor beni biliyorum…

İyi ki doğmuşum ya etrafımdakilere göre, sen gel bir de bana sor; ne zor bu yoksullukta yaşamak, yaşamaya çabalamak, direnmek bu siyaha…

Yoksun…

Bir yarım artık pes ediyor aynı savaşa girip girip yaralanmaktan… Artık ne yürekte ne bedende derman kalmadı biliyor musun? Biliyor musun artık açmıyor beyaz güller bile küskün baharlara…

Yoksun…

Varsın olsun be yolcu, bir zamanlar geçtiğin han gibi dik olsun hep başın, ardında bıraktığın bu han kadar güçlü olsun hep yüreğin, bonkör olsun bu han kadar herkese ellerin, olsun ki devam etsin hayat… Bu sefer dileğim bu olsun, duyan da sağolsun, duymayan da…

Sihem Tachouli

Mart/ 2010

sihem

Yorumlar

Yorum yap




Related Posts Widget for Blogs by LinkWithin