İçindeki cam kırıkları kalbine batanlara…
Melek…
İki kanadına da kar yağdı minik meleğin, bir de baktı alçalıyor çaresiz… Ağırlaşan kanatlarının acısı değil onu yoran, uçması gereken diyarlara gecikmesi… Yapacak ne var diye düşünürken, başının üzerindeki ışık çemberi geliverdi birden aklına… Yaktı son haddinde sıcacık… Eridi kanatlarının üzerindeki karlar, yeniden yükseldi melek… Biraz önceki kaygılar yorgunluklar yerini gitmesi gereken diyarlara gidebiliyor olmanın heyecanına bıraktı…
Bizler de böyle değil miyiz sanki ? Gitmek istediğimiz diyarlara belki kanatlarımızın değil ama omuzlarımızın üzerindeki yükler engel olmuyor mu şu hayatta ? Bekleyene mi yanarız, kendimize mi onu bile şaşırtmaz mı yüklerimiz? Boynumuzu bükmez mi her biri birbirinden farklı ama bir o kadar ağır sorumluluklarımız ? Meleğin ışık çemberi gibi bizim de bir çıkış yolumuz olmaz mı hiç? Ya omuzlardaki yüklerden kaçarak kurtulmaya çabalarız, ya da yükümüze aldırmadan o yola devam edebileceğimizi ve sonunda o uzak diyara varabileceğimizi düşleyerek daha da ağırlaşırız… Halbuki ne kaçmakla kurtuluruz sorumluluklardan ne de yükümüzle bitirebiliriz yolları… Sadece kandırırız kendimizi… Kimizi zaman gerçekle yüzleşip bir de yükümüzü gözyaşımızla daha da ağır hale getiririz… İyice bükülür belimiz… Gitgide uzaklaşır ulaşmak istediklerimiz… Uzaklaşan daha da özlenir… Hasretinden alevler sarar etrafımızı… Yanarız yeri geldiğinde cayır cayır… Yeri gelir kendi fırtınalarımızla körükleriz alevleri yeri gelir kimsesizliğimizde söner hepsi yavaşça… Yana söne kaybolup gider o çocuksu umudumuz… Yerine her geçen sene biraz daha taşlaşan bir kalp gelir… Öyle bir otururki sol üst köşeye balansımız şaşar… Yalpalana yalpalana yürürüz, yorgun ama hala derinlerde inatçı bir özlemle… Sanki hala bekliyormuşçasına sevgili, acınası bir hayalgücüyle düşleriz kavuşma anlarını… Çorak çöller gibi sert ve kimsesiz yanaklara dudaklara tuzlu gözyaşları kor gibi düşer yine… İşte böyle gider ta ki son nefese kadar…
Melek varması gereken diyara varır… Açar tertemiz avuçlarını döker nurlarını… Bembeyaz olur ondan önce gece gibi kararmış topraklar denizler… Melek mutluluktan kanat çırpar çocuklar gibi…
Umarım herkes elbet zamanı gelince melek gibi çırpar mutlulukla ellerini kollarını sevdiğine kavuşunca…
Sihem Tachouli Usta
Aralık / 2009







