Baharın Tatlı Esintilerine Tatlı Melodilerle Karşılık Verin..

 Bahar geliyor, hazırlıklar hızla başlıyor, bir önceki yazımda güzel mi güzel çuha çiçeklerinden bahsettim, sadece çiçek değil görünüme güzellik katacak diğer elemanlar da önemli bana göre. Bahar aylarının ara ara esen rüzgarlarını bile değerlendirmek adına çok şirin bir objeden bahsetmek istiyorum, kimilerimiz  belki de birden fazla ve değişik türlerde olanlarını asarak adeta müzik yapıyordur, kimilerimiz acaba çok mu ses çıkarır diyerek tereddüt ediyor olabilir. Bana göre gayet şık ve tatlı bir obje olan rüzgar çanlarını mutlaka denemelisiniz… Size bazı örnek resimler göstermek istedim, ama emin olun ki sayısız çeşidi mevcut, hatta elinizde ordan burdan kalan malzemeleriniz varsa onları değerlendirerek bile kendiniz yapabilirsiniz… Keyifli anlar diliyorum…

 

rc-01.jpg

rg-02.jpg

rg-03.jpg

rg-04.jpg

rg-05.jpg

rg-06.jpg

rg-07.jpg

rg-08.jpg

rg-09.jpg

Bahar Kapıda, Bahçeler Heyecanlı …

Baharın yaklaştığı bu günlerde bahçe ve balkon meraklıları hemen kendilerini yeni çiçeklendirme projelerine adarlar, hepimiz biliriz ki, özellikle baharın zaman zaman dondurucu havaları da olabiliyor, o yüzden ilk aşamada soğuğa en dayanıklı olan ama rengarenk halleriyle gönüllerimize yazı getiren “Çuha” çiçekleri tercih edilir. 

cicekl19.jpg

Anavatanı Çin’dir. 200 civarında türü olan çok yıllık bir bitkidir. 30 cm kadar uzayıp çevresine 25 cm kadar yayılabilen çuha çiçeklerinin rozet oluşturan kökten sürmeli, tüylü, açık yeşil renkli yaprakları; gevşek şemsiyeler oluşturarak açan güzel kokulu turuncu, sarı, beyaz, pembe, kırmızı veya mor çiçekleri vardır.

cuha.jpg

cuha1.jpg

Çuha Çiçeklerinin Yetiştirilmesi için Gerekli Şartlar:

Toprak: Uygun toprak hazırlamak için, bahçe toprağına eşit miktarda kil ve yer kömürü eklenmesi gerekir.

Su: Normal derecede sulanmalıdır. Nemli ortamlarda bulundurulmamalı ve saksı toprağı her zaman nemli tutulmalıdır.

Işık: Yarı gölge ve çok aydınlık yerleri sever. Üzerine doğrudan gelen güneş ışığı karşısında bırakılmamalıdır.

Sıcaklık: Serin ve havadar yerleri severler. Kışın 10 dereceye kadar dayanabilirler.

Gübre: İki haftada bir, sıvı standart gübre verilir.

Saksı Değiştirme: İkinci ve sonraki yıllarda görünüşü bozulmaya başlayan çiçekler için saksı değişimi gereksizdir.

cuha-cicek.jpg

cuha-cicekleri.jpg

cuha-sihemtachouliusta.jpg

cuha-sihemtachouliusta-2.jpg

İnternet Yazarlığında 10. Yılımı Doldurmanın Gururu ve Mutluluğuyla …

Sevgili dostlar, bugün 24 Şubat 2008 tarihi itibariyle internette başlayan yazarlık serüvenimin 10. yılını geride bıraktım. Yıllardır çeşitli bünyelerde yazmanın bana verdiği mutluluğu sizlerle de paylaşmak istedim. “İzedebiyat” “Sistum” “Türk Şiiri” “Bz.tc” “Blogspot” ve benim de yeni yeni haberim olan sevgili dostların beğenip şiirlerimi ekledikleri 10larca web sitesi… En sonunda kendi bünyeme odaklandım, Wordpress’in ücretsiz blog sistemini kullanırken Telekom tarafından kapatılmasıyla gözü yaşlı “Blogspot” bünyesine taşınmıştım, en sonunda da kendi web sitemi açtım… İyisiyle kötüsüyle 8 yılı geride bıraktım, yazmadığım konu kalmadı :) Ordan oraya daldan dala atladım, içimde yüreğimde ne varsa döktüm satırlara. Çektiğim fotoğrafları paylaştım zaman zaman, bu konuda en çok Sistum sistemini severim. Önemli olan bir noktada binlerce kişiyle bir araya geldik yıllarca… Ortaokuldan başlayan ve şimdi beni üniversiteden mezun eden, evlendiren bir serüvendi bu yıllar içinde yaşadığım. Şimdi ise çok mutluyum, çünkü gün geçtikçe genişleyen bir okur kitlem var, hepinizi çok ama çok seviyorum, elden geldiğince bu siteyle ilgilenmek istiyorum, bu aralar birazcık yoğun olduğumdan dolayı yorumlarım kuyrukta hala beklemekte, bir de teknik bir problemden dolayı pek çok yorumu onaylayamıyorum ama hepinize elimden geldiğince e-mail aracılığıyla geri dönmeye uğraşıyorum.. Çok Teşekkürler, yıllardır bana zaman ayırdığınız için…

kalp.gif

sihemtachouliusta8yil-copy.png

Sevgi ve Saygılarımla

Sihem Tachouli Usta

Johnny Griffin - A Blowin’ Session (1957)

 Tavsiye ediyorum arkadaşlar, mutlaka dinleyiniz…

 

johnny-griffin-a-blowin-session-1957.jpg

Johnny Griffin, Hank Mobley, John Coltrane (tenor saxophone);
Lee Morgan (trumpet);
Wynton Kelly (piano);
Paul Chambers (bass);
Art Blakey (drums)

Recorded at the Van Gelder Studio, Hackensack, New Jersey on April 6, 1957.

Tracks:
1. The Way You Look Tonight
2. Ball Bearing
3. All The Things You Are
4. Smoke Stack
5. Smoke Stack (Alternate Take)

Kar

“Kar Kıyamet” diye adlandırırız hep bu beyaz örtüyü, çünkü onu kıyamete çeviren sebepler vardır… Görevini umursamayan, kar olmayan günde araçları yollara yığan, kar yağdığında ise ortadan kaybolan hayalet belediyelerimiz vardır çünkü… Oysa canım vatanım Türkiyem öyle güzeldir ki karlarla, ama bir karın tadını bile çıkaramaz özgürce… Evlerimizde olmaya uğraşırız elimizden geldiğince, kapanırız, oysa neler geçer gider avuçlarımızın arasından… Birgün bu düzen bu devran değişir mi bilinmez diyerek karın en acı hallerinin dışındaki masum yüzünü de görmeyi deneyin der, her zaman olduğu gibi yönetime, idareye lanet edip noktamı koyarım….

kar-tanesi.jpg

Ya KENDİMİZ ?

Sevgi…  Büyülü, ihtişamlı, gayretli, peşinden koşulan, kaçış noktası, hayal gücü, acı, gözyaşı, umut, beklenti…  Daha ne çok içeriği içinde taşıyan dışarıdan dolu içeriden tıngırdayan bir sözcük… Bakmayın öyle biraz alaylı biraz kırgın yorumuma… Önemli olan sizin sevgiyi nasıl yaşadığınız değil mi? Herkes kendi sevgisini yaşarken, acaba siz kendi sevgilerinizi nasıl yaşıyorsunuz? Anne babanızı severken, sevgilinizi, eşinizi severken, çocuğunuzu, kardeşinizi severken, kedinizi, köpeğinizi, balığınızı, kuşunuzu severken, patronunuzu, iş arkadaşlarınızı, çalışanlarınızı severken, teyzeleri amcaları, halaları dayılarınızı severken, kuzenlerinizi, en yakın arkadaşlarınızı severken… Anneanneler babaanneler, dedeler… Öğretmeniniz, doktorunuz, güvenlik görevliniz, şoförünüz… Yardım ettiğiniz kimsesiz çocuklar, barınaksız hayvanlar… Ülkeniz, askeriniz, oyunuzu verdiğiniz siyasi parti, mensubu olduğunuz sosyal kulüpler… Çiçekleriniz… Oturduğunuz ev, semt, şehir, bölgenizi… Pencerenizden size kucak açan manzaranızı… Arabanızı, bisikletinizi, motosikletinizi… Kitaplarınızı, oyuncaklarınızı ve hatta giymekten tat aldığınız giysilerinizi… Daha saymak istersek neler neler eklenir bu listeye değil mi? Demek ki bu sevgi denen şey aslında pek içeriden tıngırdayan bir şey değilmiş öyle değil mi? Ama bu bütün saydıklarım arasında nasıl bir dünya kurduğunuza bağlı ve hatta sayamadıklarımla… Kendimize dönmez miyiz eninde sonunda bütün sevgiler bir kenara çekildiğinde, o halde aslında sormamız gereken soru bu noktada yön değiştirmiş olmaz mı, o soru; “Peki ya ben kendimi ne kadar seviyorum?” sorusu haline gelmez mi?

 

Kendimizi ne kadar seviyoruz, ya da seviyor muyuz, kendimiz için ne yapıyoruz, neler yapmak istiyoruz? İnsan hayatı boyunca en büyük haksızlıkları kendine mi yapıyor? En son şansı hep kendine mi veriyor? Hep kendimizi mi erteliyoruz, öncelik sıramızda hep sonlara mı kaydırıyoruz? Başkalarını düşünmekten, hep başkaları için bir şeyler yapmaktan dolayı yoksa kendimizi artık yavaş yavaş unutuyor muyuz?

 

Yine bir sevgililer günü gelirken, aklımıza ilk gelen sevdiğimiz o “ x” kişi için bir şeyler yapmak mı oluyor? Ya kendimiz? O kadar mı gerilerde bırakmışız özlemlerimizi…  Biliyorum dostlar, biliyorum, okusanız da belki saçma gözüyle bakacağınız şu satırlar aslında bir denizde kum tanesi kadar bile ağırlıklı olmayacak hiçbir zaman zihninizde… Yine hep beraber, ben de dahil olmak üzere, başkalarına deli gibi sevgiler adayacağız, yine başkalarını düşündüğümüz kadar düşünmediğimiz bu ruhlarımızı hep bir şeyler vermekle yoracağız… Bunun adını sevgi koyan koymuş zaten, biz de adını sevgi koydukları bu içi tıngırdayan kutuya bağımlı bir şekilde yaşamaya devam edeceğiz, tıpkı bir türlü bırakamadığınız sigaranız, vazgeçemediğiniz kolanız gibi, bizi ele geçiren her ne varsa onlar gibi… Yine aslında bir türlü göremediğimiz korkunç bir sevgisizlik girdabında kendimizi sevgi dolu sanacağız, halbuki sorguladığınız olsaydı kendinizi, o zaman gerçek sevgiyle başlardınız yola, önce kendinizi severdiniz, bu muhteşem güç ile başkalarını da yorulmadan, tükenmeden doyasıya severdiniz…   

 İşte o zaman onun adı gerçekten “SEVGİ” olurdu… Gerçek sevgilere ulaşmanız dileğiyle… 

sevgi.jpg

Saygılarımla

Sihem TACHOULİ USTA

Şubat/2008

Related Posts Widget for Blogs by LinkWithin
Follow my blog with bloglovin